ŞEKER HASTALIĞINDAN AMELİYATLA KURTULMAK MÜMKÜN MÜDÜR?

Evet.

"Ameliyatla tedaviye uygunluk" açısından doğru seçilmiş tip 2 şeker hastalarının metabolik cerrahi ameliyatları ile tedavisi mümkündür. Hastaların %80-90 kadarında tam düzelme, geri kalanında ise kısmi düzelme sağlanmaktadır.

Bu oranlar hastalığın süresine, hastanın yaşına, hastanın insülin rezervine ve seçilecek ameliyatın tipine ve tekniğine göre değişiklik gösterebilir.

Hastaların büyük bir kısmı şeker hastalığının yaygın, ilerleyici tahribatlarından kurtulur. İlaç ve insülin kullanmak zorunda kalmadan daha sağlıklı ve daha konforlu bir hayata geçiş yapabilir.

Bu nasıl gerçekleşir?

Metabolik cerrahi sonucunda T2DM şeker hastalığının düzelmesi temel olarak 3 etki mekanizması ile açıklanabilir.

1- Kalori kıstlaması: Yapılan ameliyatlar aynı zamanda yeme içmeyi kısıtlayan ameliyatlardır. Alınan gıda miktarı azalır. Karaciğerdeki glikoz üretiminin azalır. Ameliyattan sonraki ilk günlerde kilo kaybı olmaksızın kan şekeri seviyelerindeki hızlı düzelme bunlara bağlıdır.

2. Kilo kaybı: Zayıflama ve fazla yağ dokusunun kaybı hücrelerin insüline olan duyarlılığını artırır. Hücreler daha fazla glikoz alabilir, kullanabilir hale gelir, böylece kan şekeri ayarı sağlanır. Ancak bunun için kayda değer ölçüde kilo kaybı olmalıdır. Bu ise ameliyattan sonra en az 4-6 aylık bir süre gerektirir.

3- Bağırsak hormonları: İnce bağırsaklardan salgılanan ve metabolik olayları etkileme potansiyeline sahip 40 civarında hormon(incretin) saptanmıştır. Her biri belli bölgelerde belli durumlarda ortaya çıkarak etki eder.

Bazı gözlemler bu hormonların(incretinlerin) etkisi hakında fikir verir. Mesela doğal olarak vücuda şeker girişine yanıt olarak insülin salgılanır. Ama ağızdan alınarak bağırsaklara ulaşan glikoz, damardan verilen glikoza oranla %50 daha güçlü bir insülin cevabı yaratır. Bu bağırsakların kan şekerinin düzenlenmesindeki rolü üzerine bir kanıttır.

Diğer taraftan metabolik cerrahi ameliyatlarından sonra ilk günlerdeki çok az kalori alınabildiği dönemle, aylar sonraki yeterli kilo kaybı dönemleri arasında da kan şekeri seviyeleri normal seyretmektedir. Bu da ince bağırsakların ve bağırsak hormonlarının rolü üzerinde durmamızı gerektirir.

Metabolik cerrahi sırasında oluşturulan köprüleme(bypass) sonucunda gıdalar ince bağırsakların üst(proksimal-jejenum) kesimlerini tümden ya da kısmen atlayıp geçer. Alt(distal-ileum) kesimlerine ise normalden daha fazla gıda ulaşır. Bu da incretinlerin salgı miktarlarında ve salgılanma düzenlerinde değişimlere neden olur.

Kan şekeri düzenleyici etki açısından en önemli role sahip olan hormon ince bağırsağın alt kesimlerindeki L hücerelerinden salgılanan GLP-1 dir. Gıda alımına yanıt olarak güçlü insülin salgılattırıcı özelliği sahiptir. Aynı zamanda pankreasta insülin üretimini sağlayan beta hücrelerinin sayısını da artırır.

Metabolik cerrahi ameliyatlarından sonra çok az yemek yenilse bile gıdalar hızla ince bağırsak alt kesimlerine ulaşır. Ameliyattan bir ay sonra yapılan ölçümlerde yemek sonrası GLP-1 kan düzeylerinde normale göre 10 ila 20 kat yüksek bulunmaktadır. Bu da pankreastan insülin üretiminin ciddi düzeyde uyarılması-artırılması anlamına gelmektedir.

Ameliyat olmadan sadece diyetle zayıflamaya veya kan şekerini kontrolü sağlamaya çalışan kişilerde bu türden güçlü bir insülin salgılattırıcı potansiyel ortaya çıkmamaktadır.

glpvers2

Diğer taraftan ince bağırsakların üst kesimlerindeki K hücrelerinden GIP adı verilen bir hormon salgılanmaktadır. Bu hormonun daha hafif düzeyde insülin salgılattırıcı etkisi olmakla beraber esas ön plandaki etkisi alınan gıdaların yağ ve şeker şeklinde depolanmaya yönlendirilmesidir. Ameliyat sonrası bağırsakların üst kesimi köprülemenin atladığı(bypass ettiği) yan yolda kaldığı ve yeterince gıdalarla karşılaşamadığı için GIP hormonu seviyesi düşük kalır. Bu da gıdalara yanıt olarak GIP hormonundan kaynaklanan yağ dokusu oluşturucu ve şeker depolattırıcı etkilerin zayıflamasına yol açar.

Sindirim sisteminden salgılanan ghrelin, PYY, GLP-2, CCK, FXR, TGR5 gibi birçok molekülün kan şekeri ayarındaki rolleri hakkında bilimsel çalışmalar sürmektedir.

Sonuçta incretinlere bağlı olarak şu etkiler oluşur.
-Beyinde tokluk merkezi uyarılarak yeme durdurulur.
-Mideden bağırsaklara gıda geçişi yavaşlar
-Pankreastan insülin üretimi artar. Hücrelere şeker geçişi artar.
-Yağ ve kas dokularının kandan şeker alımı-kullanımı artar.
-Karaciğerde besinlerin depo şekere çevrilmesi durdurulur.

Ameliyattan 3 ay sonraki ölçümlerde karaciğerden üretilen ve bağırsaklarda dolaşan safra asitlerinin ameliyat öncesi döneme oranla artmış bulunur. Safra asitlerindeki bu artışın da GLP-1 düzeyini artırarak daha çok insülin salgılanması uyardığı düşünülmektedir. Ayrıca ince bağırsakların yapısında(morfolojisinde) de sindirim sisteminin yeni formuna uyumlu(adaptif )değişiklikler gözlenmektedir.

İnce bağırsaklarda doğal olarak bulunan mikroorganizmaların konuyla ilgisi vardır. Sağlıklı bir insan, vücudunda mikrobiyota olarak isimlendirilen kendi hücre sayısının 10 katı kadar mikroorganizmayla birlikte yaşar. Bunların çoğu(3 trilyon kadarı) belirli türler, belirli bölgelerde, belirli oranlarda olmak üzere bağırsaklarda bulunur.

Mikrobiyotada bakteri çeşitliliğinin azaldığı, yararlı bakterilerin azalıp zararlı bakterilerin arttığı durumlarda karbonhidratların ve proteinlerin fermantasyonu yoluyla zararlı metabolitler oluşmaktadır. Bu da insülin direnci, diyabet, obezite ve kalp damar hastalıklarına zemin oluşturmaktadır. Metabolik cerrahi ameliyatlarından sonra bakteri dağılımındaki bu bozukluğun da normale döndüğü, obezite ve diyabetin düzelmesinde bunun da rolü olduğu düşünülmektedir.

op-dr-mehmet-gulerop-dr-mehmet-guler-obeziteobezite-tedavi-op-dr-mehmet-guler