BESLENME VE GEÇMİŞİMİZ

Acaba genetik mirasımıza ve fizyolojimize uygun olarak mı besleniyoruz?
Yeryüzünde türümüzün var oluşundan bu yana biyolojik özelliklerimiz çok mu değişti?
Ya beslenme tarzımız?
Gün geçtikce beslenme tarzımızla ilişkili birçok hastalığın, obezitenin, metabolik hastalıkların sökün etmesinin sebebi bu sorularda aranabilir mi?

* * *

Tarihe bakalım.

* 3.000.000 yıl önce - Yeryüzünde insan soyu ortaya çıkıyor.

* 800.000 bin yıl önce - İnsanların ateşi kontrol edebilme becerisi kazandığına dair bulgular mevcut. Böylece besinleri pişirebilme ve daha kolay sindirebilme şansına sahip oldukları düşünülüyor.

* 300.000 yıl önce - Uzun bir sürecin sonunda bugün bildiğimiz anlamda insan türü (homo sapiens) ortaya çıkıyor. 100.000 yıl kadar önce mevcut 5-6 farklı insan alt türü arasından sıyrılarak hakim tür haline geliyor ve yeryüzüne yayılıyor. 50.000 yıl kadar önce de bugünkü insan davranışlarına benzer dönüşümler tamamlanıyor.

* İnsanlar doğada 30-50 kişilik avcı-toplayıcı küçük topluluklar halinde yaşıyorlar. Buna uygun bir beslenme tarzına sahipler. Küçük hayvanlar avlıyorlar. Doğada hazır buldukları meyveleri, sert kabuklu yemişleri tüketiyorlar. Fizyolojik açıdan günümüz insanına yakınlar. O günden bu yana geçen süre evrimsel açıdan bakıldığında sindirim sistemi anatomisinin ve fizyolojisinin değişmesini beklemek için çok kısa bir süre. Bilimsel bulgulara göre de o dönemden günümüz insanına kadar önemli bir dönüşüm olmadan gelindiğini biliyoruz.

* 10.000 yıl önce - Tarım keşfedilerek buğday evcilleştiriliyor. Tarım devrimi ile tahıl ürünlerinin bollaşması beslenme tarzında büyük bir değişime yol açıyor. Tarım hem yeme-içme tarzını hem yaşam tarzını değiştiriyor. Nüfus artıyor, yerleşik hayata geçiliyor ve köyler oluşuyor.

* 5.000 yıl önce - Fırat, Dicle, Nil gibi büyük nehir boylarında sulu tarım geliştiriliyor. Besinler daha da bollaşınca artık kentler oluşuyor. Giderek şehir devletlerinden imparatorluklara doğru bir gidişat oluyor. Ancak bolluk ve kıtlık hala doğa olaylarına bağlı olarak devam ediyor.

* 500 yıl önce - Yeni Dünya(Amerika kıtası) keşfediliyor. Aralarında çağ farkı olan uygarlıklar karşı karşıya geliyor. Yeni Dünya'nın insanları "Tüfek, Mikrop ve Çelik" ile karşılaşırken, eski dünya insanları ise daha önce hiç yemedikleri mısır, patates, domates, biber, fıstık, kakao gibi birçok yiyeceği kısa bir süre içinde sofralarına dahil ediyorlar.

* Son 100 yılda - Teknolojinin de yardımıyla endüstriyel tarım gelişirken geleneksel tarım yavaş yavaş terk ediliyor. Doğal koşullarla oluşan yerel tohumların soyları tükenirken, insanlar tarafından seçilmiş, biyolojik-genetik yapılarına müdahale edilmiş ürünlerin üretim kapasiteleri katlanarak artıyor. Biyoçeşitlilik azalırken seri üretimle elde edilen ve uzun süre dayanması için kimyasal katkı maddeleri eklenen ürünler tüm dünyaya kolayca pazarlanıp dağıtılabiliyor.

* Son 50 yılda - Artık gıda endüstrisinin ürünü her türlü yiyecek ve içecek, her coğrafyada, her toplumda, her iklimde, her mevsimde tüketilebilir hale geldi. İşlenmiş gıdaların ve fast food tüketiminin yaygınlaşması da bunlara eklenince toplumların bin yıllardır doğal yaşam ortamlarına göre geliştirdikleri geleneksel beslenme kültürlerinin altüst olduğu bir gerçek. Bu dönemde dünyada obezite oranı 2 katından fazla, şeker hastalığı oranı 10 katından fazla arttı.

* Son 10 yılda - Aşırı ve dengesiz beslenme yüzünden, obezitenin yol açtığı hastalıklardan ölenlerin sayısı, tarihte ilk defa açlıktan ölenlerin sayısını aştı.

* Sonuçta beslenme tarzımızda, sindirim sistemi işleyişimizin kolay kolay ayak uyduramayacağı baş döndürücü bir değişimin yaşandığını görüyoruz. Nesiller boyunca genetik olarak getirdiğimiz fizyolojik özelliklerimiz ile tükettiğimiz gıdalar arasında büyük bir uyumsuzluk geliştiği artık gün gibi ortada.

* * *

Günümüz modern insanının diyeti çoğunlukla aşırı kalorili, liften fakir, rafine ya da önceden pişirilmiş haldedir. Bu durum besinlerin sindirim sisteminin üst bölgelerinden aşırı derecede kolay emilmesine yol açar. Alt bağırsak kısımlarında emilecek fazla gıda kalmaz. Bu nedenle o kısımlarda gıdalara hormon yanıtı azalır. Böylece güçlü pankreas uyarıcı ve insülin salgılattırıcı etkiler zayıflar. Diyabetik ve obez kişilerde de güçlü kan şekeri düzenleyici patansiyele sahip olan bu tür hormonların üretiminin azalmış bulunması dikkate değer bir bulgudur.

op-dr-mehmet-gulerop-dr-mehmet-guler-obeziteobezite-tedavi-op-dr-mehmet-guler